Archive for Aralık 2015

Gidiyorsun

Gidiyorsun, bunu biliyorum
Gözlerim gözlerinin önünde duvar oluyor
Yüzüm yüzün oluyor
Ellerim ellerin.
Ben gidiyorum,
Sen kalıyorsun.


O yıllarda

Elmas gibi dönüyordu dünya
Parça parça ışıkları üstümüzde bir leke
Bir çocuk
Özgürlüğünü kustu üzerimize
Ve sordu
Nedir yaşamak?

Yaşamak o yıllarda
Bir ayçiçeği tarlasında
Koşmaya
Benzerdi
Sürekli peşimizde havlayan
En büyük korkumuzdu zaman
Ve en kötü suçumuz
Ham meyveleri yemekti.

Görmek o yıllarda
Sapsarı bir rengin
Ötesine geçemezdi
Konuştuğumuz kadardı aklımız
Ve yaralarımız
Dizlerimizden ibaretti.

Sevmek o yıllarda
İki el arasında sıkışmış
Rüzgardı
Ayaklar altında esen
Bahardı
Papatyalarla süslenmiş

Özgürlük o yıllarda
Çok da önemli değildi yani
Gün batana kadar
Dışarıda kalabilmekti
Yani bir elmayı koparmak
Ya da bir dondurmayı
Çok soğuk bir havada
Yemekti
Bir sineği öldürmek kadardı
Yerine göre
Yosunlarla kaplı bir denizde
Yüzmekti.

Oysa çocuk şimdi
Saf bir mutluluğun elçisi
Olmaktan uzak
Çok uzak
Sorularla yaralanmış
Ve korkak

Yani şimdi
Yaşamak kimine göre
Derin bir denizi anlamlandırmak
Her gün bir soruyu daha
Cevaplamak
Koşmak değil de
Yürümek ağır ağır
Nefes almayı
Başarmak.

Görmek şimdi
Bir çocuğun yüzüne bakabilmek
Gölgelerin arasında
Bütün renkleri
Göz aşinalığıyla da olsa
Seçebilmek.

Sevmek şimdi
İki el arasında
Olmaktan uzak
Çok uzak
Mevsimse
Mevsimlerin karıştığı
Sevinçse
Hüzünlerin karıştığı
Ve gülmekse
Her zaman
Gözyaşını
Çağırdığı
Sarıların arasına
Siyahların sıçradığı
Bir boşluk rüzgarında
Sallanıp duran
Zayıf bir salıncak

Özgürlük şimdi
Çok da önemli değil yani
Kimine göre bir kalem
Ki güçlükle yazan
Kimine göre bir kağıt
Rüzgarda savrulan

İşte şimdi
Kaçıyoruz hepimiz
Hepimizden
Çocuklardan ve ölülerden
Bir sivrsisinek vızıltısına bile
Dayanamıyoruz
Ellerimiz temiz olmaktan uzak
Çok uzak
Ve durmaksızın ilerleyen zaman
Kovalıyor bizi
Sürekli
Ve her gün soruyoruz,
Kimimiz bir, kimimiz üç kere:
"Şimdi nereye?"