Archive for Kasım 2015

Gitmek

İçimde
Sürekli bir yerlere gitme isteği
Gitmenin
Nereye olursa gitmenin
Kaldıramadığım o umutsuz
Kuru ve loş üzüntüsü

Geçenlerde oturmuştuk biriyle
Gitmek demişti
On beş gün içinde
Üç dört günlüğüne
Kaybolmak başka şehirlerde
Ne güzel olurdu

     gitmek, belki de
     bir rüya, zaman zaman
     gördüğüm, ve
     içinde yaşadığım
     o ayçiçekleriyle dolu
     bin hüzün tarlası
     ne zaman olursa
     gidecek, geri dönecek olsam
     o bulutlu aydınlık
     o soğuk güneş
     kaldırımların ortasına yaptığım
     kırık camdan kulelerim
     ne zaman, ne zaman olursa
     yeniden, yeniden düşlerim

     annem çağırır beni:
     "hadi oğlum!"

Geçenlerde oturmuştuk biriyle
Gidelim demişti
Nereye olursa
Gidelim
Şöyle bir iki günlüğüne
Serin sularda yüzelim
Gidelim

Kasım bitiyor

Kasım bitiyor
Umursamazlığın
Ve maviliği
Saçlarının
Melankolisi
Ellerinin
Beyazlığı
Ve saflığın
Kasım bitiyor

Yalnızlık

Yalnızlık, kaybolmaktır.
Yalnızlık, onun gözleridir.
Yalnızlık, onun gözlerinde kaybolmaktır.

Yalnızlık, kendindir.
Yalnızlık, sensizliktir.
Yalnızlık, odur.
Yalnızlık, kendin olamamaktır.

Yalnızlık, kırmızıdır.
Yalnızlık, mavidir.
Yalnızlık, siyahtır.
Yalnızlık, sarıdır.

Yalnızlık, koşmaktır.
Yalnızlık, durmaktır.
Yalnızlık, beklemektir.
Yalnızlık, gitmektir.

Yalnızlık, denizdir.
Yalnızlık, uçurumdur.
Yalnızlık, yapraktır.
Yalnızlık, rüzgardır.

Yalnızlık, gecedir.
Yalnızlık, kalabalıktır.
Yalnızlık, ürpermedir.
Yalnızlık, kalabalık bir gecede acı bir ürpermedir.
Yalnızlık, acıdır.

Yalnızlık, dayak yemektir.
Yalnızlık, öldüresiye dövmektir.
Yalnızlık, serttir.
Yalnızlık, ağırdır.

Yalnızlık, öldürmektir.
Yalnızlık, nefrettir.
Yalnızlık, suçtur.
Yalnızlık, kanatır.

Yalnızlık, kaybetmektir.
Yalnızlık, kazanmaktır.
Yalnızlık, hiçtir.
Yalnızlık, heptir.

Yalnızlık, aşktır.
Yalnızlık, sekstir.
Yalnızlık, sevmektir.
Yalnızlık, düştür.
Yalnızlık, düşünmektir.
Yalnızlık, hissetmektir.
Yalnızlık, insanın ta kendisidir.
,

Bir Zaman Ağıdı

I

Saat biraz geç kalıyordu
İkimizden birisi
Hep geç kalkıyordu
Ve zaman
Hepimizi kovalıyordu
Durmadan
Sen kaçıyordun
Ben
Hiçbir yere
Gitmiyordum. 
Kirpiklerden yere düşen
O ince ince yollar
Hiçbir yerde
Kesişmiyordu.

II

(Ki zaman
Belli belirsiz
Bir kalabalıktı
İçinde durulmayan)

III

Ve siz,
Koşuyordunuz
Durmadan.
Bense hep
Soruyordum:
Şimdi nereye?

IV

Belki de
Biz, hepimiz
Kimselerden kaçıyorduk
Kimse bizi kovalamadan
Ama işte oradaydı
Zaman
Kimimiz birimizi beklerken
O kendinden
Kaçıyordu

Geç giriş

Ben neler duyuyorum
Neyi nasıl hissediyorum
Ve neresinden bakıp da uzanıyorum
Bu canhıraş yalnızlığa

V

Zaman yok diyorum
Durup durup seni düşünüyorum
Renklerin en ince yerlerini
Nasıl da sende buluyorum

Gidecek olsam birden hızlıca
İçimde bulutlar kadar düşlerim var
Kalsam, bekleyecek olsam
Yağmurlar kadar ağır hüznüm

Yollar, yollar var ama
Ne zaman, ne zaman
Zaman, ah zman
Keşke gözlerimin burcunda
Saklayıp saklayıp da
Biriktirmeseydim
Seni

Zaman, ah zaman
Ne zaman, ne zaman
Yetişemiyorum düşüncelerimin hızına
Ben kayboluyorum, ve
İçimde kalabalık usulca

Küçük Kara Sinek

Kendinden habersiz
Benimle beraber olan
Her an, her küçük saniye
Yanımda dolaşan
Küçük kara sinek
Saçlarını yeni boyamış
Yalnızlıktan
Siyahı geceyi andıran
Masmavi bir balık 
Ama küçücük bir kara sinek
Yanımda dolaşan.

İsimsiz #2

Seni tam bir buçuk saat bekledim.
Sen gittin, ben gidemedim.


Sensin, 
Gökyüzü aydınlanıyor güldükçe yüzün,
Düşen yapraklar toplanıp bir ağaç oluveriyor
Kuşlar uçuyor geldiğin yerden
Sen geliyorsun.

Sensin,
Kadıköy küçücük bir kar küresi
Zamanı nasıl tasvir edebilirsin
Bozacı Çıkmazı'nda garip bir adam
Merdivenlerde oturmuş neyi düşünüyor
Bir kedi miyavlıyor nedensiz
Sen gidiyorsun.

Birileri birilerini arıyor

Birileri birilerini arıyor
Cezayir Sokağı'nda.


Nerelerdesin
Yalnız, soğuk, korkmuş
Bir kedi gibi
Misin
Yeşillerine siyah mı bulaşmış
Zamanın neresindesin

Dibek

Bir Beyoğlu sokağında öptüm seni
Arnavut kaldırımlardan atlayıp Karaköy'e geçmiştik
Sen dondurma yiyordun çikolatalı
Çikolata dudağının kenarında 
Durup durup bana bakmıştı:
Portakal suyu mu içmiştin
"Vous voulez parler français?"


Bir Beyoğlu sokağında, sarılmıştın bana
Bir bahanemiz vardı kuşkusuz
Elin mi elime değmişti, elim mi eline
Portakal suyuna mı üzülmüştün
Gitmeler mi sıkıyordu canını

Bir Beyoğlu sokağında, parmaklarımızın ucuyla
O sen miydin yoksa bir başkası mı
Unuttuğun bir şeyler mi vardı yine
O küçük defter, boynuna sarılı

O ben miydim yoksa bir başkası mı
Yoksa zamanın kendisi miydi bizden kaçan
Ne kadar da yakışıyorlardı, öyle demiştin
Yalnızca vapur muydu bizi koşturan

O biz miydik yoksa başkaları mı
Karmakarışık, bir Beyoğlu sokağı
Hüzne boyalı bütün binalar
Sarılarla kaplı sarhoş duygular
Gitme, gitme, gitme

İsimsiz

Gecenin rengi siyaha kayar
Sarılara bakamam, utanırım
Ellerim titrer, terler ellerim
Bir sigarayı bile tutamam, utanırım


Ellerin beyaz, ellerim kömür
Sevgine dilenemem, utanırım.

Ölüm

Son bakışın
Bir ayrılık resmi çiziyor
Sessizlikler yankılanıyor
Küçük küçük odalarda
Gitme desem gidecek misin?

Resmini çizdiğim gibi duruyor kent
Resmimi çizdiğin gibi duruyorum
Adını söyleyecek olsam
Korkmadan baksam yüzüne
Gidecek misin?

Bilinçakışı

Kendine bir mavi seç dedim
Kendime.
Bir mavi, bulut hafifliği
Çocukluğun mavisi, ya da
büyümenin -büyüyememenin-
Yalnızca mavi bir düşüncenin
Mavisi.

Biliyorsun ki,
Sen de
Ve ben de
Bir gün gelecek
Biteceğiz
Beklemekten yorgun düşüp
Ya da gitmekten
Sürekli gitmekten
Sırtlarımız güneşte yanacak bir gün.

Bir yere, sadece bir yere
O yerin üzerindeki küçücük
Bir noktaya
Bakıp bakıp
Düşünemeyeceğiz, ve belki
O noktalar biz olacağız işte, bir gün
Bir düş olacak ve öleceğiz
Hiç yaşamamış gibi
Hiç sevmemiş gibi
Hiç düşünmemiş gibi
Hiç ölmemiş gibi öleceğiz.

Kaldı ki, yine de
Kuşlar dolaşmaya devam edecek üstümüzde
Güneş devam edecek
Mutluluklar seçilecek yine, iplikince
Asılacak boyunlara bir süreliğine
Birkaç kere
Karşılıklı gülünecek
Bir espriye.

Biliyorsun ki,
Sen ve ben
Yani ikimiz
Binlerce hayallerden bir tanesi
Akşam saatlerinde kaldırımlara vuran
O uzun sarı gölgelerden
Yalnızca ikisi

Ve biliyorsun ki,
Gelecek bir gün
Bir gün mor bir uçurum
Bir gün yalnız bir kelime
Yenileceğiz.

Ağıt

Gecenin bir yarısı
Köhne sokaklardan geçerken
Yanıp sönen sokak lambalarından
Anlardım gittiğini
O dar sokaklardan
Gergin yokuşlardan
Geçerken sen
İzlerdim bazen
Gidişini.

Gecenin bir yarısı
Yani o korkutucu ve ıslak sessizlikte
İnce buruk bir ses
Usulca bölerdi
Zamanın durgunluğunu:
"Gitme."

Resim

Sarıyla mavinin ortasındayım
Yeşilin içinde sen varsın.

Rüzgara dayanmak zordur

Her yokuşun başında
Rüzgar yüzdürür saçlarını
Bir telini alır götürür
O tel süzülür havada
Süzülür ağır ağır.

Her yokuşun başında
Oradan oraya savrulup durur
bir ağaç
Ve yere düşer bir yaprak
Düşer ağır ağır.

Her yokuşun başında
Bir el arar diğerini
Bir el bulur
Ve bir gülüş öbür gülüşü çağırır
Gözler gözlere dalar
Dalar ağır ağır.

Her yokuşun başında
Sessizlik düşer iki yabancıya
Ve her sessizlik bir bakışı çağırır
Bir bakış ki, kimilerine bir uçurumu hatırlatır
İşte, onlar da düşer
Düşer ağır ağır.

Sürekli bir yere gitme isteği
Rüzgar alır götürür seni
Her sokakta saçının bir teli
kalır
Rüzgara dayanmak zordur
Fakat bu sefer olmalı.

Sarı

Uzakta
Olabildiğince uzakta başlamak
L'amour touojours, toujours l'amour

Sen
Bir anlık bakışımda
Bir tablo olmuştun gözümde

Ben
Bir anlık bakışında
Bir heykel olmuştum

Her yerimle yalnız
Bir anda
Onurlu ve tatminsizdim
Ömrüm boyunca
Hiçbir anahtar deliğinden
Bakamadığım için
Tatminsiz ve onurlu
Belki de
Sana ulaşamamanın
Zorluğu

Düşünmek
Kendini yerinde hissetmemek
Gidelim gidelim gidelim
Nereye ama, nereye
Nerede değebilirdik birbirimize
Nereye aittik biz, sen ve ben
Ben nerede sen olabilirdim
Sen ve ben, ikimiz
Nereden anlamlı ve derin




Sadece bir an sürmüştü bu
Yerimde değildim.